|
Sismolog Karınca ve Termitler: Geleceğin Zelzele Uzmanları mı?
Bugün Bu yazı hiç okunmamış - Toplamda Bu yazı hiç okunmamış
Canlı sistemlerin önemli bir özelliği, içinde yaşadıkları dünyadaki değişikliklerden haberdar olmaları için hususî cihazlarla donatılmış olmalarıdır. Bu açıdan canlılar muazzam şekilde kompleks bir haberleşme ağına sahiptirler. Bu haberleşme ağının yapısı, işleyişi ve kontrol ve düzenlenmesi gibi her boyutu da bir o kadar komplekstir. Bu kompleks haberleşme sistemlerinin temel özelliklerinden biri, canlının çevreye uyum sağlayarak hayatını, dolayısıyla neslini devam ettirmesini sağlayan uyum sağlayıcı ve değişken bir yapıda, çok hassas ölçülerle tasarımlanmış olmasıdır. Canlının en küçük fonksiyonel birimi olan hücrelerden başlayıp, ekosisteme ve biyoküreye kadar uzanan sistemlerde iç içe geçmiş birbiriyle bağlantılı iletişim ağları söz konusudur. Canlılarda organizma seviyesinde görülen iletişim, semiyotik (işaretlerin yorumlanıp mânâlandırılması) karakterde olup, grup veya topluluktaki fertlerin, hastalıklardan ve düşmanlarından korunmasına yardımcı olur.
Hayvanlar âleminde sosyal canlılar olarak bilinen ve enteresan özelliklere sahip termitler, ekosistemlerde en çok bulunan önemli böceklerden biridir. Bu böceklerin önemi, selülozu sindirebilmelerinden, çürümüş yapraklarda ve ölü odunlardaki veya talaÅŸ tozlarındaki organik gıdaları çevrime sokarak geri kazandırmalarından ileri gelmektedir. Bir bakış açısına göre odunları yediklerinden dolayı ekonomik olarak zararlı hayvanlardır. Sadece Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde yıllık 600 milyon dolarlık bir zarara yolaçmaktadırlar. Fakat diÄŸer bir açıdan baktığımızda faydaları daha çoktur. Zira bunların faaliyeti neticesinde ormanlarımız nefes alır ve rahatlar. YaÅŸlanmış, kurumuÅŸ ve yıkılmış eski aÄŸaçları parçalayıp sindirerek, tabiatın yenilenmesine ve madde devridaimine yardımcı olurlar. Termitlerin ekolojik ve ekonomik önemi bilinmesine raÄŸmen, biyolojik yapı ve davranışları hakkında çok az ÅŸey aydınlatılmıştır. Bu böceklerin iki karakteristik özelliÄŸi, milyonlarca fertten müteÅŸekkil koloniler oluÅŸturarak yaÅŸamaları, yuvalarını topraÄŸa ve çürüyen odunsu aÄŸaçlar üzerine yapmalarından dolayı enfeksiyonlara çok hassas olmalarıdır. YaÅŸadıkları çevre olan toprağın nemli ve sıcak oluÅŸu çeÅŸitli mantar ve bakterilerin bol miktarda bulunmalarına sebep olur.
Termitlerin sosyal hayatlarını nasıl düzenledikleri ve hastalıklara karşı nasıl korundukları meselesi, termitlerin biyolojisini araştırmada öncelikli iki konudur. Termitler, öldürücü mahiyetteki mantar enfeksiyonlarıyla karşılaştıklarında, bunu ilk fark eden fertler, bütün topluluk üyelerine, tehlike sinyalleri ve işaretleri göndermeye başlarlar. Bu tehlike sinyalleri, hayvanın kendi hayatını tehlikeye soksa bile bırakılmaz ve bütün grup üyelerine sinyal göndermeye devam edilir. Yani toplumun selâmeti, sağlığı ve devamı için bazı fertler kendilerini feda ederler. Bu sinyallerden biri, hastalığı kapan termitin, kasılma ve sallanma hareketleri yaparak etrafa titreşimler göndermesidir. Odunlar içine yuva yapan bir termit türü, enfeksiyona yakalandığında kendi yuvasını yemeye ve tahribe başlar. Bu esnada çıkan sesler, topluluğun diğer üyeleri tarafından ani bir tehlikeyle karşı karşıya kalındığı şeklinde yorumlanır. Bunun üzerine, derhal yuvalarını daha emniyetli başka bir yere taşımak için hep birlikte harekete geçerler. Bu mükemmel haberleşme uzmanları, farklı tipteki tehlikeleri birbirlerine haber vermek için farklı hareket ve davranışlar ortaya koyarlar. Meselâ yuvaya giren bir yabancıyı, yuvanın bir yerinde delik olduğunu veya bir hastalığa yakalandıklarını haber vermede ayrı ayrı işaretler kullanırlar. Dolayısıyla termitlerin çeşitli hareketlerle ortaya çıkardıkları titreşim ve salınımlar, bir nevi onların mors alfabesini oluşturur. Bir başka deyişle, termitler biribirleriyle konuşmalarını, bize bilmece gibi gelen salınım ve titreşim hareketleriyle gerçekleştirirler.
Boston Üniversitesi’nden J. Traniello isimli bilim adamı, araÅŸtırma problemi olarak “yuvaya hastalık yapıcı mikroorganizmaların geldiÄŸini birbirlerine haber vermede termitler hangi haberleÅŸme sistemini kullanırlar?” sorusunu seçmiÅŸti. Bu sorunun cevabını bulmak için esnek, plâstiÄŸimsi camdan dikdörtgen ÅŸeklinde bir termit yuvası inÅŸa edip, bunu ikiye böldüler. Bölmede kullanılan malzeme, istenildiÄŸinde, termitler için karşılıklı geçiÅŸler için kullanılabilinecek ÅŸekildeydi. Ayrıca yuvadan kaçmak için kullanılacak tüp delikler de yuvanın çevresine yerleÅŸtirilmiÅŸti. Termitler her iki bölmeye de yerleÅŸtirildi. Belli bir uyum sürecinden sonra, yuvanın bir bölümü, öldürücü ve spor üreten mantarlardan Metahizium anisopliae ile enfekte edildi. Sonra yuvada olup bitenler takip ve kayıt edildi. AraÅŸtırmanın sonucunda elde edilen bilgiler oldukça enteresandı.
Hastalık olan bölümde bulunanlar arasında enfeksiyonu fark eden termitler, derin nefes alıp verme yapıyormuş gibi bedenlerini ileri-geri, yukarı-aşağı hareket ettirerek, tekrarlayan motiflere sahip sismik deprem dalgaları gibi salınım ve titreşim hareketleri yapmaya başladılar. Bu titreşimleri hisseden yuvanın sağlam kısmındaki termitler ise, bir saat içinde yuvayı tamamıyla terk ettiler. Dikkat çekici olan ise, hastalıklı bölümdeki termitlerin yuvada kalıp, sallanmaya devam etmesiydi. Bunun gerçekten enfeksiyon tehlikesi altındaki termitlerin salınım ve titreşim hareketlerinden olduğunu ispatlamak için deneyler en az üç kere, ara bölmeye titreşimleri emen süngerler konarak tekrar edildi. Titreşimlerin yuvanın sağlam bölgesine gitmesinin engellendiği deney tertibatlarında hastalığa rağmen sağlam kısımdaki termitler, yuvayı terk etmemişlerdi.
Enfeksiyon riskinde olan termitlerin de saÄŸlam taraftaki termitlere durumu ilettikten sonra, yuvayı terk edecekleri tahmin edilmekteydi. Ancak tahminler boÅŸa çıktı ve onlar bulundukları konumda kalmaya ve tehlike sinyallerini ölünceye kadar yaymaya devam etmiÅŸlerdi. Bu ise sosyal böceklerde gözlenen, toplumu için kendini gözden çıkaran bir baÅŸka fedakârlık örneÄŸi idi. Saldırıyı fark eden termit, tehlike sinyalini üretmeye baÅŸlıyor ve bulunduÄŸu yerden kaçmamakla da karantina sistemini baÅŸarıyla uyguluyordu. Aklı, ÅŸuuru olmayan bu sosyal hayvanlar, insanları imrendirircesine karantina sistemini tatbik ederek hastalığın yayılmasını engellemiÅŸ oluyorlardı. Ayrıca kendilerini de cemiyet için feda ederek âdeta “kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir” vecizesinin sadece insanlar için geçerli olmadığını da gösteriyordu.
Termitlerden farklı bir strateji ile bulaşıcı hastalıklardan korunan karıncalar, sahip oldukları özel salgı bezlerinde mikrop öldürücü kimyevî maddeler sentezlerler. Bu maddeler bakteri ve mantarlardan kaynaklanan hastalıklara karşı tesirlidirler. Bu maddeleri belli periyotlarda bütün vücutlarına sürerek bulaşıcı hastalıklardan korunurlar. Görünüş bakımından karıncalara benzeyen termitler ise, bünyelerinde antiseptik maddeler üretmeyip, enfeksiyonlardan korunmada farklı bir strateji kullanırlar. Termitlerin farklı bir stratejiye sahip olmalarının sebebi, bağırsaklarında yaşayan bakterilerle simbiyotik (karşılıklı faydaya dayalı) bir münasebet kurmuş olmalarıdır. Çünkü bu termitler odunla beslendiklerinden, selülozu sindirecek enzime ihtiyaç duyarlar. Ancak vücutlarında bu enzimi sentezleyecek bilgiye ve sisteme sahip değillerdir. Dolayısıyla bağırsaklarında yaşayan selüloz enzimi üreten bakterilerden yardım alırlar. Bakteriler, termitlerin yediği odunları sindirmelerine yardımcı olan selüloz enzimini sentez edip, termitin bağırsağı içinde odunun parçalanarak şekere dönüştürülmesini sağlar. Böylece termit hayatını sürdürmek için gerekli glikozu kazanırken, bakteriler de termitin bağırsağında rahat bir ortamda beslenip korunmuş olur. Bu yüzden termitin, bakterileri ve mantarları öldürücü antibiyotik salgılaması, kendi kuyusunu kendisinin kazması demektir.
Termitlerin karıncaların kullandığı kimyevî maddeleri veya antibiyotikleri üreterek enfeksiyonlardan korunma metodu yerine, sismik hareketler yaparak ve fedakârca davranışlar göstererek, toplumlarını korumayı tercih etmeleri bu hayvanlardan zelzele uyarıcısı olarak istifade edilip edilemiyeceÄŸini gündeme getirmiÅŸtir. Bu fikrin ortaya çıkışına kaynaklık eden ise Yüce Kitabımız Kur’ân’daki Neml (karınca) suresinin 18. âyetidir. “Nihayet karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi.” Karıncaların ayaklarında bulunan ve titreÅŸime hassas duyu organlarının varlığı bilinmektedir. Karıncalardan birinin diÄŸerlerini uyarabilmesi için Süleyman (a.s.) peygamberin ordularının geliÅŸini görmesi veya haberdar olması gerekir. Çok uzaktan gelen bir orduyu görmeleri mümkün olmadığına göre ancak yerdeki ayak seslerine ait titreÅŸimleri hissetmiÅŸ olabilirler. BildiÄŸimiz gibi katı cisimler içinde ses dalgaları çok hızlı ve güçlü olarak yayılır. Bu yüzden demir yoluna kulağımızı dayayarak, çok uzaktan gelen bir trenin titreÅŸimlerini hissedebiliriz. Karıncanın ayağındaki titreÅŸime hassas duyu organı gibi titreÅŸim alıcı bir organın termitlerde de bulunması gerekir. Çünkü herhangi bir tür, haberleÅŸme için herhangi bir sinyal üretiyorsa (ışık, ses, titreÅŸim, vs.) muhakkak o üretilen sesi veya titreÅŸimi alacak uygun bir alıcı organı da bulunmalıdır. Termitler de titreÅŸimle haberleÅŸtiÄŸine göre, yerdeki çok hafif titreÅŸimleri bile hissedebilecek duyu organına sahip olmaları gerekir. Bu açıdan bakıldığında, eÄŸer termitlerin yuvalarındaki davranışları ve titreÅŸime dayalı mors alfabeleri aydınlatılabilirse, zelzeleyi önceden haber verme yolunda büyük adımlar atılabilir.
KAYNAKLAR
- Mechanisms of Disease Response in Termites. A project at: Boston Univ. Research by Traniello. http://ÅŸ.best. com/~workline/g/34/321g.htm
- http://ÅŸ.exn.ca/html/templates/htmlpage.cfm%3 FID= 19991110%2D55%26Parent=Science
- http://biology.about.com/education/scilife/biology/library/bldyknow.htm
|
|